3 Mart 2014 Pazartesi

Zanaat ve Maker Hareketi | 300 Kelime - 04

 Sanayi devrimi sonrası 20. yüzyıl zanaat in neredeyse kaybolduğu, değerini ve saygınlığını yitirdiği bir yüzyıl oldu her nasılsa zanaat hiç yok olmadığı gibi aynı zamanda 21. yüzyılda zamana göre şekil değiştirerek ve yanına yeni yol arkadaşları da katarak tekrar gelişmeye başladı bunlardan birisi de maker hareketi. Maker hareketinden bahsetmeden önce zanaat meselesi üzerine biraz durmak lazım çünkü bu konu biz mimar ve tasarımcılar tarafından pek anlaşılamıyor. Neden anlaşılmadığı ile ilgili benim düşüncem 20. yüzyıl eğitim öğretim ve üretim modelleri ile bir zanaatkarın  zanaatını öğrenirken ve üretirken uyguladığı metodlar arasındaki fark , bu yüzden geçtiğimiz yüzyılın aklı ile bin yıllardır kendi geleneği olan bir yapma biçiminin zaten anlaşılamayacağı da bir başka tez. Reid Hoffmann her bireyin doğası gereği bir girişimci olduğunu ancak endüstri devrimi sonrasında özellikle 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren artık sadece bir iş gücüne dönüştüğünü söyler.Özellikle geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde doğan bireyler bu durumu doğal bir durum olarak kanıksamıştır bile. ilginç olan geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısındaki endüstriyel gelişmeler ve bu gelişmelerin yüzyıl ortasında yarattığı eşsiz ürünlerdir bu gelişmeler o kadar hızlı bir gelişime sebep oldu ki yarattığı olanaklar dünyasının sınırsız olması seri üretimle çeşitli stratejileri de beraberinde geliştirdi. İlk seri üretim örneklerinin günümüzde birer klasik olması eminim tasarımındaki ve üretimindeki hibrid yaklaşımlarla ilişkilidir. Tasarımdan mimarlığa, otomotivden müzik endüstrisine kadar geniş alanda olağanüstü çeşitlilikte prototipler üretildi. Kendi doğası gereği seleksiyona uğrayan prototiplerin pek çoğu bugün sadece müzelerde sergilense de halen günümüzde bir klasik olarak popülerliklerini korumaktalar ve tasarımcılara ilham vermeye devam etmektedirler . Yüzyılın ikinci yarısından itibaren günümüze kadar seri üretimin çıkmaza girdiği katma değer yaratmadığı sürdürülebilir modellere dönüşmediği ve en önemlisi de büyüyen niceliğe karşın son derece niteliksiz iş gücünü talep etmesi de olumsuz sonuçlar doğurdu. bunun en çarpıcı örneklerinden birisi GM ve Detroit'in hikayesidir. Peki halen geçerli olan üretim yapısı ve strüktüründe büyüyen tasarım ofislerini korkutan nedir ? Bir örnekle açıklamak gerekirse çırak, usta, usta başı, kalfa, teknisyen, mühendis, şef diye hiyerarşik sıralanan üretime ve sermayeye dayanan işgücü modelinde bu sıralama aşağıdan yukarı işler ve değerlendirilmesi de aynı şekilde olur. İşte tam bu noktada 21.yüzyıl yeni bir model geliştirmenin eşiğine geldi ve inovasyon 21. yüzyılın ın en önemli kavramlarından birisi oluverdi. Bir yandan alışılagelmiş devasa ölçekteki üretimler devam ederken diğer yandan sermayeye dayalı olmayan üretim biçimleri gelişmeye başladı yani bir noktadan diğer noktaya giden en kısa yol en verimli gibi anlaşılsa da yarattığı tek tip kültür sürdürülebilir olmaktan çok uzaktı. Bu yolların etrafından dolaşan sayısız nitelikli düşünme, tasarlama ve üretim şekilleri kendi kültürlerini yarattı ve yaydı ve bugün her birey küçük bir hobisi ile başlattığı bu çeşitli mikro girişim modellerini bir harekete de dönüştürdü. Maker hareketi bunlardan belki sadece toplamda küçük bir kısmını kapsayanıdır ancak önemlidir, zanaat ise tam da bu saydığım niteliklerin hepsini barındıran çok daha geniş bir alanı kapsar. Pek çok alanda genellikle lokal, küçük ve orta ölçekli fakat paylaşıma açık başka bir anlamda açık kaynaklı gelişen küçük yapılar birbirleriyle çok disiplinli bir ağ kurmanın eşiğine geldiler. Vizyon sahibi bazı büyük kuruluşlar da inovasyon şemsiyesi altında az önce sıraladığım bu hiyerarşik yapıyı yeniden düzenlediler. Bugün inovasyonun ön planda olduğu bir yapıda zorunlu bir yönetim hiyerarşisi olsa dahi bu yapıyı tersine çeviren genellikle de yatayda geliştiren pek çok durum katma değer üreterek bu yeni modelin kültürünü yaygınlaştırıyorlar.
Zanaat  günümüzde yeni araçları kullanarak heyecan verici bir ivme kazandı . Ürettiği değerin ve kültüre yaptığı katkının anlaşılması ile sosyal medyada çoğu zaman hak ettiği yeri de paylaşma imkanı buldu ve yaymaya devam ediyor. Bu etkileşim kendi motivasyonunu başka ilgi alanlarını da etkileyerek güçlendirdi bütün bunların aynı anda olması bir maker ın keşfetmekteki iştahını kabarttı ve bu keşiflerin şu anda geldiği nokta günümüz teknolojilerinde devrim niteliği taşıyan gelişmelere sebep oluyor. Yani daha çeyrek yüzyıl önce sadece bir iş gücü olan akıl bugün bir girişimciye dönüştü ve hızla yayılıyor. Şu anda 2. endüstri devrimi gerçekleşiyor ve sadece üretim özelinde değil tasarım ve yazılım ile sürekli paylaşarak ve gelişerek. Bugünün yeni zanaatkarı proaktif özelliğini karmaşık işleri kendine has yöntemlerle çözebilmesi ve etrafındaki olan bitene karşı etkilenmelere açık olması yanında yaptığı işin teknolojisine adapte olup onu geliştirmesini de bilmesiyle şu üç adımı izlemektedir. Yap (make) tasarla/yarat(create) ve geliştir (innovate) . İlk bakışta pragmatik gelen bu yöntem ki kısmen öyledir aslında daha çok deneysel yapısıyla öne çıkar. Eksik olan yanı henüz ciddi bir felsefi altyapısı oluşmamıştır daha çok anonim özellikleri ile gelişmektedir. Modernizmin geç döneminde ortaya çıkan ve modernizmi eleştiren post-modern yaklaşımlar modernist bakış açısıyla dikkate bile alınmadan reddedilmiş gibi görünse de bugünün eleştirel modernist bakış açısının oluşmasındaki neredeyse bütün düşünsel üretim ve referansları post-modern düşünürlere aittir. Bunlardan mimarlık ile en ilişkili olanları Derrida, Heidegger, Baudrillard, Deleuze v.b örnekleri verilebilir bu durum aslında çelişkilidir. Bu anonim yapma biçimi yüz yıl öncesinden farklı olarak olağanüstü büyüklükteki bilgi erişimi ve paylaşımıyla çok daha detaylı ve kapsamlı gelişmektedir. Geçtiğimiz İstanbul Tasarım Bienal'inde zanaat meselesinin öne çıkması ve önümüzdeki Venedik Mimarlık Bienali'ndeki ''Fundementals'' üst başlığı altında çokça anonim üretim biçimlerine sahne olacaktır. Bu bienale geçen yüzyıl aklı ile yaklaşırsak yine izlenen , dökümante edilen bir katalog sergisiyle karşılaşabiliriz, halbuki daha çok deneyimlenen özellikleri ile sergilenmenin ötesinde iz bırakan bir deneyime yol açması o deneyimi tekrar yaşamak için bellekte kayıt altına alınacak ve keşfetme özelliklerimizi besleyecektir. Bu durum aslında yine günümüz tasarım ve sanat izleyicisinin artık izlediği bir ''şey'' e dahil olma ihtiyacından ve tekrar tekrar deneyimleme ihtiyacından ileri gelen bir beklenti yaratmaya başlamıştır.
 
Bir tasarımcının, bir mimarın bir maker ve zanaatkarın birleştiği paydalar yaptıkları işi sevmeleri, sürekli keşfetmek istemeleri ve bugün artık bunu paylaşmaktaki istekleridir.Bu yüzden günümüz paylaşım modeli, bu hareketi ve bu ağı ortak alanlarda buluşturma ve dışarıdan bakıldığında sosyal olmadığı izlenimi veren ancak tersine en sosyal olduğu durumu yaratma olasılıklarını doğuracaktır.   

17 Şubat 2014 Pazartesi

IN-TU-I-TIVE WORKSHOP / IN-TU-I-TIVE ATÖLYESİ | 22-23 Feb / Şubat Bi'sürü Workshop @ YTÜ


IN-TU-I-TIVE  

''Sen Yine Bildiğini Yap''

 
 
Intuitive Atöylesi; kişinin iç dünyasında yaşadığı ''fütur''un yaratıcı zekayı nasıl tetikleyebileceği, bu yoğun duygusal anların yaratıcılık ile bellek arasında nasıl ilişkiler kurduğu ve soyuttan somuta nasıl dönüştüğünün araştırılması aşamalarını içeriyor. Anatomi ve onun alt bilgilerinin heykel ile bu soyutlama sürecinde somut nesnenin mekanla ve fiziksel çevre ile kurabileceği ilişkileri de mimarlık-heykel disiplinleri alanında inceleyeceğiz.

Atölyenin öne çıkan iki önemli özelliği olacak ; birincisi  tasarım alanında farklı disiplinlerin bilgilerini ortak bir ağ ile birleştirerek çok disiplinli yapı ile gelişmekte olan tasarım alanının araştırılması ve geliştirilmesi ikincisi ise  günümüzde hızla gelişen ve tasarım üretiminde bir çığır açan süreçlere eş zamanlı katılabilen yeni üretim teknolojileri ile tanışılması.

Bu kısa süreli atölyede tasarımın dijital araçlarla şekillenmesi ile dönüşen süreçlerin içerisinde henüz araştırma safhasında gerçek anlamı ile bir veri olarak kullanılamayan sezgisel tasarım bilgisinin ve bileşenlerinin ( intuitive design , intuitive intelligence ) günümüz tasarım araçları ile entegrasyonu ve sonuçlarının araştırılması hedefleniyor.  uygulayacağımız tasarım sürecini sezgiden bilgiye veya tersi karşı referanslarla ürettiği / üreteceği dijital tasarım modelinin / prototipin 3boyutlu yazıcı (3d printer) ile basılarak üretilmesi ve fiziksel nesneye dönüşmesi bu üretim tekniğinin tasarımda hangi alanları etkilediği günümüzde ve gelecekte neye dönüşebileceği ile ilgili çok katmanlı deneysel bir araştırma

intuitive Atölyesinin öncelikle etimolojik olarak kökenleri ile ilgili kısa bir konuşmada neden sezgisel değil de intuitive kelimesini kullandığımızı anlattığımız kısa girişle, Türkçe anlamı ile tam karşlığı anlaşılamayan ancak en çok kullandığı teknoloji olan 3 boyutlu yazıcılar ile üretimi de kapsayan ''Additive Manufacturing'' e de kısaca göz atacağız ve tasarımlarımız 3 boyutlu olarak üreteceğiz
Yürütücüler :  Emre Başoğlu Heykeltraş | Salih Küçüktuna Mimar
 
Katılmak için,  http://www.bisuru.org/ 

14 Aralık 2013 Cumartesi

Robotik ve Mimarlık | 300 Kelime - 03


Geçtiğimiz günlerde hepimizin dikkatini çeken bir takım teknoloji haberleri yayınlandı. Bu haberlerin en dikkat çekenleri arasında kuşkusuz Amazon'un Prime Air olarak adlandırdığı radyo kontrollü quadcopter ile siparişlerini adreslerine kısa sürede ulaştırması, B. Obama'nın code.org 'dan da bahsederek genç jenerasyonun ''kod'' öğrenmesi gerektiği ile ilgili heyecan verici konuşması (izlemek için), Microsoft'un MakerBot ile iş birliği ve son olarak Google'ın Boston Dynamics'i satın almasını sayabiliriz. Daha pek çok popüler olmayan haberler ilgilenenler için çeşitli lokal web sitelerinde veya sosyal medya üzerinden yayılıyor. Üniversitelerin mimarlık ve tasarım departmanlarının son bir kaç yıldaki özellikle fab-lab ilgisini de biliyoruz. Bu ilgiyi arttıran ve herkesin yakından bildiği konu ise yine son yıllarda popülerliğini koruyan çok eksenli programlanabilir endüstriyel robot kolların mimari ölçekteki üretimlere katkıları. Bunlardan en bilineni Prof. Fabio Gramazio ve Prof. Matthias Kohler'in ETH Zurich'de ekibiyle yaptığı önemli araştırmalar. Duyduğumuz ve izlediğimiz kadarıyla robot kolların da üniversitelerin mimari üretim laboratuvarlarına alınıp kullanılmasında da hızla bir artış var. 
S.Spielberg'in 2002 yapımı Azınlık Raporu (Minority Report) filminin başlangıç sahnesinde 2054 yılında Kuzey Virginia'da çok tanıdık olduğumuz bir ''ev'' imajı görüyoruz ve o evdeki yaşayan kişinin kıyafetinden çantasına kadar baktığımızda 2054 yılına ait hiçbir kanıt göremiyoruz. Bu imaj beni çok etkilemişti, sebebi ise 50 yıl sonrasına ait gelecek öngörüsünde yaşam tarzımız ile bağlantılı olduğunu düşündüğümüz halde aslında ev tasarımının genel anlamıyla neredeyse hiç değişmeyeceği idi.  Filmin sonraki sahnelerinde elbette iletişim, güvenlik ve ulaşım araçları başta olmak üzere pek çok araç olağanüstü gelişmiş özellikleri ile bize sunuluyordu, işte bu özelliğiyle gelecek için aslında en gerçekçi yaklaşım . Bu filmin yakın gelecekteki mimarlık ile ilişkili öngördüğü gerçekçi tablo dikkat çekicidir diye düşünüyorum.
Günümüzde içinde bulunduğumuz koşulların değişimi ile buna adapte olan ve gelişen yapıların daha çok tasarım değil mühendislik temelli ve ihtiyaçlar odaklı olduğudur.  Tasarıma ihtiyaç duyulduğunda ise yine yaratıcı mühendislik alanının bu alandaki eksikliği tamamlamak üzere tasarım alanına gittikçe yaklaşmasını da gözleyebiliyoruz. Yani tasarımcılar artık ihtiyaçlar hiyerarşisinde oldukları noktadan bir adım yukarı çıkma çabasında olmalılar.
Bu yeni üretim modellerinin ve araçlarının sürece entegrasyonu ile mümkün gibi görünüyor ancak entegrasyon biraz zaman alacak gibi. Bunun başlıca sebepleri arasında gördüğüm kadarıyla mimarlık mesleğinin gelişen teknoloji ve fikirlere  adaptasyonunun gereğinden zayıf olması var. Bu zayıflığın en önemli sebepleri arasında biraz çelişkili gibi gelse de görece geleneksel köklerinin kuvvetli olması, mimarlığın yeniliklere bakış açısını da farklı şekillerde etkiliyor ve bu etki eleştirel bakışın ve mesleğin demokratik özellikleri ile de ilişkili . Her nasılsa ironik bir şekilde bu özgür ve açık fikirli imajının arkasında koyu muhafazakar bir yapısı da olduğunu söylemek mümkün tabii ki kimse ilk tahlilde bunu kabul etmeyecektir, niyetim de bu konuda bir tartışma yaratmak değil.Durumun henüz bir problem yarattığını düşünmesem de çok yakında bir probleme dönüşme potansiyeli var, bu durumda birkaç yöntem belki sürece entegrasyonu kolaylaştırır. Öncelikle mimarlık stüdyolarının teknoloji stüdyoları ile ilişkilendirilmesi ve buna bağlı tasarım metodolojisi geliştirmesi gerekiyor ki hali hazırda önemli okullar ve kurumlar bu işe çoktan bulaşmış durumda. Mimarlık ofislerinin ise bu teknolojileri gereklilik olmasa bile ar-ge amaçlı sahiplenmeleri ve bir araştırma konusu olarak görmeleri,ilgilerini canlı tutmaları açısından gerekliliktir. Yeni medya sanatçılarının tasarıma eklemlenmesi farklı disiplinlerin ofislerle daha organik ilişkileri olamaları ve her ofisin atölye değil artık teknolojik ekipmanları eksiksiz bir laboratuvara sahip olmaları veya bir ek yapı olarak mevcut yapılarını esneterek bu yeni oluşumu desteklemeleri gerekmektedir. Genel eğilimin dünyadaki bilinen ofisleri izleyerek ona göre bir pozisyon almak olduğu görülse de değişimi takip etmek mantığı 21.yy özellikleri arasında biraz eski moda kalıyor. Potansiyelleri açısından her ofis ve kişi ciddi bir değerlendirilemeyen birikime sahip.

Girişte bahsettiğim son dönemdeki haberler tasarımın temel bileşenleri olan form ve fonksiyon kavramlarını şimdiden genişletti bile. 

8 Kasım 2013 Cuma

Exhibition | "The Smooth and the Striated: Geometry and Landscape as Architectural Knowledge" | Video art by architects from Istanbul



The COMPUTATIONAL DESIGN INITIATIVE ISTANBUL group presents an exhibition "The Smooth and the Striated Geometry and Landscape as Architectural Knowledge" of video art based on the digital designs of a group of architects and digital artists focused on computational design in Turkey including Alper Derinboğaz, Refik Anadol, Gökhan Karakuş, Nilufer Kozikoğlu, Peter J. Lu and Salih Küçüktuna. These works explore abstraction and geometry in the spatiality of digital architecture. The exhibition curated by Gökhan Karakuş also includes Anadolu Videograf a video artwork by Mustafa Sakarya that analyses the aesthetics of geometry and landscape that have occurred in Turkey in the late 1980s. The exhibition includes editioned digital artworks by architects for sale for the first time in Turkey. 

7 - 10 Kasım / November 7 - 10, 2013 

Booth IKM 711

Plugin Istanbul Dijital Sanatlar ve Yeni Medya
/ Plugin Digital Arts and New Media
Contemporary Istanbul Sanat Fuarı / Art Fair
İstanbul Kongre Merkezi
Harbiye, Istanbul

Sergi tasarım ve yapım / Exhibition design & produced by EMEDYA DESIGN


For more information. Click here

27 Ağustos 2013 Salı

Performans Estetiği | 300 Kelime - 02

Sam Abbott'un tasarlayıp 3d print ile ürettiği kaykay tahtasını şimdilik performans ile ilişkilendirmek zor görünse de kısıtlı fonksiyonunu yerine getirdiği kuşku götürmez ve yakın gelecekte performans anlamında da tüm fonksiyonları karşılayacak hızlı prototipleme ile üretilmiş örnekler göreceğiz. Kaykay tahtalarının tasarımında dikkat çekici önemli özelliklerin başında kişiye göre özelleştirilmiş (custom made) olmaları gelir. Öncelikle tahtanın tasarımı ve kaykayı tamamlayan pek çok diğer komponentin bir araya gelmesi ile sadece size özel bir kaykayınız olur, her tahtanın grafik tasarımı anlamında da özel ve/veya özelleştirilmiş olması da bu kültürün diğer özellikleri arasındadır. Önemli nokta her kaykay, performans anlamında mükemmelleştirilmiş bir tasarıma sahiptir ve bunun sonucunda bir performans estetiğinden söz etmek de mümkündür. 3d print teknolojisinin kaykay tahtası tasarımına derinlikte 3. Boyut getirmesi de heyecan verici ayrı bir nokta. Ancak konuyu aktivite ile ilişkilendirdiğimizde aslında başka sorunlarla karşılaşacağımız da ortada , örneğin serbest-stil bir profesyonel kaykaycı muhtemelen tahtanın kesitinin olabildiğince düz ve basitleştirilmiş olmasını tercih edecektir. Hızlı prototipleme  teknolojisinin üretime hızla dahil olmasının performatif tasarıma katkısı da teknolojisinin geliştirilmesi hedefleri arasında. Geçtiğimiz yüzyılın seri üretim (mass-production) çağı,  içinde yaşadığımız yüzyılın da özelleştirilebilir seri üretim (mass customization) çağı olduğunu sıkça duymuşuzdur ,geçtiğimiz yüzyıldan bu yüzyıla süregelen halen aşılmamış bir eşik olduğunu da düşünüyorum. Profesyonel kullanıcılar için üretilen her model özelleştirilmek ihtiyacı duyuyor, buna ek olarak performans özellikleri ön planda olan her türlü işlevsel tasarım yüksek teknoloji ve ilgili bilimsel araştırma sonuçları ile birleştiğinde tasarımının işlevsel olmanın ötesinde sanatsal düzeyde estetik ve mükemmellik barındırıyor. Henüz aşılamayan eşik ise bu düzeydeki üretimlerde hem tasarım hem de üretim safhalarında işlerinde en üst seviyede ustalaşmış zanaatkarların olması. Elbette ölçek en önemli etken , örnek vermek gerekirse bir golf topunun üretilme safhasında neredeyse hiç insan eli değmezken tek parça kompozit bir yelkenin robotlarla üretiminde sürekli bir insan kontrolu gerekir. Bir snowboard tahtası veya bir elektrik gitar mükemmel yapısına el yapımı üretimlerle ulaşır.Dijital ortamda tasarım zaten insan faktörünün uzun bir süre bu sürecin en önemli parçası olacağının bir kanıtıdır ancak üretim safhasındaki insan gücünün rolü tartışılan bir konu, burada bahsettiğim insan gücü permormatif üretimle direkt ilişkilidir. Yani üretim sürecinde kodları tanımlayan, değiştirip dönüştürüp geliştirebilen ve üretimi özelleştirip eşsiz kılan yeni bir tasarımcı-zanaatkar modelinden bahsediyorum.  

19 Ağustos 2013 Pazartesi

POETIC (Şiirsel), EPIC(Destansı), INTELLIGENTE(Akıllı) | 300 Kelime - 01 *

POETIC (Şiirsel), EPIC(Destansı), INTELLIGENTE(Akıllı) bu üç kavramı seçmemin sebebi başka alt kavramları da barındırabiliyor olmaları. Elbette tasarımın 21.yy da şekillenmesinde tekrar ve yeniden keşfedilmesi gerekli alanlar olarak ele alıyorum. Özellikle sosyal medyada tasarımla gittikçe daha çok ilişkilendirilen bu terimlerin kullanılma sebeplerinin bugün yaşadığımız ''anlar''ın değerli kayıtlarının oluşturulmasına ihtiyaçtan kaynaklandığını düşünüyorum.
Geçtiğimiz ay Fransa Bisiklet Turu'nun 100. yılı ile birlikte eklenen ilginç bir 15. etap izledik.İlk bakışta ''eh şimdi bunun tasarımla ne ilgisi var'' diyebiliriz ancak bir coğrafyanın, ''yer''in insanın fiziksel limitlerinin ötesinde zorlayabilen özelliklerinin ötesinde çok boyutlu etkiler yaratabildiğini bilmek açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Yerler'in hikayeleri olması o hikayelerin destanlara dönüşmesi kayıt edildikçe hatırlanabilmesi mümkün hale geliyor. Bu kayıtların bugünün araçları ile nasıl şekillendiği paylaşımın önemli kodarından birisi. Mont Ventoux mitolojik, edebi, sportif arka planlı, anonim ve zaman zaman da trajik hikayeleri ile destansı bir 100. yıl Fransa Bisiklet Turu etapı olarak hatırlanacaktır kuşkusuz. Buraya kadar olan bölümde aslında çıplak gözle bakıldığından fiziksel, coğrafi ve iklimsel koşulları dışında bir ''yer'' den bahsetmiyoruz. Bu yerlerin ve pek çoğunun da zaman içerisinde katmanlaşarak tasarımcının gözünde bir bağlam içerisinde değerlendirilmesini sağlayacak hikayelerinin anlatılmış olması veya kendi hikayelerini yazıyor olmaları gerekir. Önemli bir detay olarak destansı ve şiirsel tanımlarının her ikisi de çokça edebiyatla ilişkilendirilir ki öyledir. Anlatılan hikayeler ister yazılı ister anonim anlatı olsun edebi bir dille ustaca anlatılınca değerleri yükselir. 

Kısaca örneklendirirsek Anish Kapoor'un işlerindeki ilham aldığı mitolojik hikayeler, O.Eliasson'un kurguları, Wolf Prix'in derin modern kökleri ile akıllı(intelligente) strüktürleri, Zaha Hadid'in şiirsel arka planlı çizimlerinden beslendiği tasarımları, Rem Koolhaas'ın kırsal(countryside) meselesinde aradıkları göz önünde olan örnekler. Biraz daha güncel ve yerel olana bakarsak İstanbul özelinde Çamlıca , Yassıada, Gezi Parkı, Kanal İstanbul, Haliç Tersanesi, 3. köprü gibi daha pek çoklarını ekleyebileceğimiz sayısız projenin eleştirilmesinde ''yer'' ile ilgili belleğimizde paylaştığımız hikayelerimiz var mı ?  

*300 Kelime , yaklaşık 300 kelimeden oluşan deneysel deneme yazılarına verdiğim isimdir. Son zamanlarda artık az okuyorum diyen çok kişiyle karşılaştım. Sosyal medyanın kullanımının sıklaşmasıyla ''daha az okuyoruz'' algısı olsa da yapılan araştırmalar aslında daha çok okuduğumuzu göstermektedir ancak uzun yazıları daha az okuduğumuzu düşünüyorum  

15 Temmuz 2013 Pazartesi

GEZİ PARKI MİMAR(SIZ)LIĞI | XXI Temmuz / Ağustos


AKTİF ÇAĞIN ÖZGÜR PAYLAŞIM ZEMİNİ

Olayların başladığı gün 31 Mayıs Cuma günü Bilgi Üniveristesi'nde yürütücülüğünü de yaptığım mimarlık bölümü birinci sınıf öğrencilerinin jürileri vardı. Tüm gün süren ve bütün bir dönemi kapsayan bu jürilerin benim için büyüleyici tarafı Gezi olaylarına çok ön plana çıkan genç jenerasyonun enerijisinin gözlemlenebilmesidir kuşkusuz. Bu yüzden olayların mimarlık ve kent kültürü açısından etklerinin yanı sıra içinde olduğumuz ve süratli bir biçimde dönüşen sosyal hayatın bunun öncü figürü olan genç kuşak ve kullandığı araçlarla nasıl şekillendiğidir. Olağanüstü büyüklükteki iletişim ağını görünür kılan sosyal medya araçları bloglardan başlayarak daha az karakterle ve sadece tek bir görsel ile evrimleşen bir yapıya dönüşüyor. Bu yapının ne kadar etkili olabileceğine dair ipuçlarını uzun süreden beri vermekteydi. Aktif Çağ olarak adlandırdığım ve özellikle son 10 yılda belirgin biçimde örneklerini gözlediğim dönüşüm aralığının bunu dönüştüren ve çok büyük ağırlığı 80-90 kuşağından olan ''yeni göçebe'' figürü bu araçları müthiş bir beceri ile kullanarak esnek , hızlı, adaptasyon yeteneği gelişmiş , etkin, aktif, paylaşımcı ve en önemlisi de hiyerarşik otoriter yapıyı pek de önemsemeyen kendi geliştirdiği değer yapısıyla bir model oluşturdu. Böyle bir yapının özellikle mimarlıkta ve tasarım alanında yapabileceklerinin potansiyeli sanırım anlaşılmış oldu. Yaratıcılığın baskı altında problem çözme yeteneğine dönüştüğü bilimsel olarak ispatlandı ancak problem çözme her ne kadar tasarımın bir bileşeni olsa da yaratıcı düşünmenin önünde de büyük bir engel olarak geçici , katı, duygusal ani karalarla alınmış çözümlerden öteye geçemeyen modeller sunmakta. Örneğin,  mizahı bir şekilde toplumun yaratıcılık ölçeği gibi görürüm ve aslında geçici olarak birkaç hafta içerisinde yaşadığımız bu görece özgürlük ortamı yaratıcılığın da o derece ortaya çıkabilmesine imkan tanıyabiliyor.  Büyük sosyal travmalarda bilincimiz geçici olarak tasarımın olağanüstü güç ve etkisi olduğunun farkındalığına açılıyor.Bu farkındalık sadece tasarımcı ve mimar açısından değil kenti yaşayan insanın da farkındalığı ki bu çok önemli bir etki. Her ne kadar süreç devam ediyor olsa da, bu durumun travmatik olmaktan çıkıp artık kendi doğası gereği baskıdan kurtulmuş bir geniş özgür paylaşım zeminine çekilmesi sosyal anlamda sürdürülebilir olması olabilecek iyi sonuçlardan birisi olacaktır.     Salih Küçüktuna / XXI Temmuz_Ağustos 

İnternet üzerinden ücretsiz okuyabileceğin dijital kopyana erişmek için tıkla!